http://cafemis.com bannerımı alırmısınız?

çocuk hastalıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk hastalıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

şeker hastalığı

Şeker hastalığının belirtileri
İncelemeŞeker hastalığının en belirgin belirtileri çok su içme, özellikle geceleri sık tuvalete gitme, sık sık acıkma, halsizlik, ciltte kuruluk ve kaşıntı hissi, bulanık görme ve gözlük numarasının aniden değişmesi. Ancak mantar ve diş etleri, idrar yolu gibi enfeksiyonlar da şekeri önceden haber verir

Kolesterol ve tansiyonun ardından, kalbin üçüncü düşmanı olan diyabet yani şeker hastalığıyla devam ediyoruz. Şeker hastalığını, İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Diyabet Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Satman anlatıyor.


Şeker hastalığı nedir?


Şeker, çok sık görülen bir metabolizma hastalığıdır. Ülkemizde 3 milyona yakın diyabetli var. Hastalık insülin hormonunun ya hiç bulunmaması ya da bulunmasına rağmen kullanılmaması halinde ortaya çıkar.


İnsülin hormonu vücutta ne yapar?


İnsülin pankreastan salgılanır. Görevi vücudumuzdaki tüm hücrelere, organlara ihtiyaçları olan enerjiyi götürmektir. Hücreler enerji ihtiyaçlarını besinlerden alınan şekerle karşılar. Normalde yediklerimizin yüzde 55'ini karbonhidratlar yani şeker oluşturur.


Şeker derken sadece basit çay şekeri aklınıza gelmesin. Karbohhidrat olarak adlandırılan ekmek, pilav, makarna, süt-yoğurt türevleri, meyveler, patates gibi bazı sebzeler de şekerdir. Bunlar sindirildikten sonra kana şeker olarak geçerler. Eğer kanda yeteri kadar insülin olmazsa ya da olduğu halde etkisizse o zaman şeker hücrelerin içine giremez. Giremeyince hücrede bir enerji açlığı olur, kanda yoğun miktarda şekerli sıvı birikir.

Şekerli kan da vücudumuzda dolaşırken bulaştığı her organda hasarlar meydana gelir. Hastalık iyi tedavi edilmeyince de büyük ve küçük damarlarda sorunlar oluşturur.


Şeker damarlara nasıl hasar verir?


Fazla şekerli kan dolaştığı, suladığı, kanlandırdığı tüm organlarda yapısal sorunlara neden olur. Masanın üzerine bal damlattığımızı düşünelim. Bal yoğun kıvamından dolayı akmaz. Kandaki damarın içinde de fazla şeker olması kanın akışkanlığını bozar, daha yapışkan olmasına neden olur. Bunun sonucunda da damar içinde birtakım plaklar oluşur, kolesterolün çökmesi kolaylaşır ve pıhtılaşma eğilimi artar. Sonuçta da tıkanıklıklar oluşur. Hastalık iyi tedavi edilmezse hem büyük, hem de küçük damarlara zarar verir.


Büyük damarlarda olduğunda kalp, beyin ve ayak damarlarında hasara yol açar. Bu tablo unutkanlıktan ayakların kesilmesine kadar önemli sonuçlara neden olabilir.

Küçük damar hasarı gözde olursa körlüğe kadar gidebilir. Sinirlerde olursa his kaybı, ağrı ve duyarsızlık, böbrek damarlarında olursa böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir.


Diyabetin belirtileri nelerdir?


En belirgin belirtileri çok su içme, çok idrara çıkma, özellikle geceleri idrara kalkma. Ayrıca aşırı acıkma hissi ve yemek yeme, halsizlik, ciltte kuruluk ve kaşıntı (özellikle kadınlarda mantar), bulanık görme veya gözlük numarasında ani değişme, ayaklarda yanma, karıncalanma, yaraların geç iyileşmesi, yüksek şeker koması (karın ağrısı, bulantı, kusma, şuur bulanıklığı), cinsel işlev bozuklukları (iktidarsızlık) gibi belirtileri de vardır.


Enfeksiyonlar da belirti olabilir mi?


Evet, özellikle kadınlarda rahim ağzında akıntı, kaşıntı gibi şikâyetlere neden olan genital enfeksiyonlar, idrar yolları enfeksiyonu ya da diş etleri enfeksiyonları da şeker hastalığının habercisi olabilir. Bir de meme altlarında, ayaklarda görülen mantar enfeksiyonlarına dikkat etmek gerekir. Bu belirtiler şekerin hafif yükseldiği dönemlerde çıkar.


Şeker hastalığının kaç tipi var?


İki farklı çeşidi var. Tip 1 ve tip 2 diyabet. Vücutta insülin hormonunun hiç bulunmamasına bağlı olarak ortaya çıkan tip 1 diyabet, genellikle gençlerde ve çocuklarda görülür. Vücutta insülin olmadığı için hasta yaşamı boyunca insülin enjeksiyonu (iğne) olmak zorundadır. Tip 2 diyabet de vücutta insülin hormonu bulunmasına rağmen insülinin hücre düzeyinde kullanılamamasına bağlı ortaya çıkar. Çoğunlukla 40 yaşın üzerinde ve kilolularda görülür. Bu hastalar ilk 10 yıl insülin rezervleri olduğu için insülin iğnesi olmak zorunda değil. Ama 10. yıldan itibaren insülin hormonunun azalmasına bağlı olarak insülin tedavisine ihtiyaç duyabilirler.


Tip 1 diyabet neden ortaya çıkar?


Vücudumuzu mikroplardan, hastalıklardan koruyan şey bağışıklık sistemimizdir. Bağışıklık sistemi kendi organlarını, dokularını yabancı olarak algılar ve ortadan kaldırmak için çalışır. İşte bilmediğimiz bir nedenle, bağışıklık sistemi pankreas içindeki bazı proteinleri böyle algılar ve onlar için tahrip emri verir. Bu proteinler yok edilince ortada insülin üreten hücre kalmaz. Sonuçta şeker hastalığı ortaya çıkar. Tip 1 diyabet bazı doku gruplarını taşıyan kişilerde daha sık görülür. Diyelim ben X doku grubunu taşıyorum, bu benim daha anne karnındayken diyabet riski taşıdığımı gösterir. Ama doğduktan sonra yüzde 100 diyabetli olmayacağım. Bunu tetikleyecek bir olay lazım. İşte o tetikleyicileri bugün biliyoruz.


Tetikleyicileri neler?


En önemli sebeplerinden biri stres. Mesela 1999 depreminden sonra şeker hastalığı biraz daha arttı. Yine çocuklarda özel okullara giriş sınavı dönemlerinde bakıyoruz, pat diye hastalık artıyor. Bir diğer tetikleyici enfeksiyonlar. Örneğin hamile bir kadının kızamıkçık ya da kabakulak geçirmesi şekerin ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Ama bunlar tek başına etken değil. Her zaman için tetikleyici olaydan önce genetik olarak uygun bir yapının olması lazım.


Tip 1 diyabetin görülme sıklığı nedir?


Türkiye'de her 100 diyabetliden yaklaşık yüzde 7-8'i tip 1 diyabet hastasıdır. Ülkemizdeki şeker hastalarının neredeyse yüzde 90-95'i ise tip 2 diyabetlidir.

Kaynak: Habersaglik

Read More......

kronik bronşit

KRONİK BRONŞİT


Kronik bronşit sessiz başlayıp yavaş bir ilerleme göstererek yıllar boyu süren ve sonunda ağır solunum yetmezliğine yol açan bir hastalıktır, iki yıldan uzun bir süre zaman zaman yinelemelerle aylarca süren öksürük ve balgam yakınmaları olan bir hastaya, verem gibi aynı belirtileri veren başka bir hastalık olasılığı elendikten sonra kronik bronşit tanışı konabilir.
Nedenleri
Kronik bronşitin nedenleri tam ve açık biçimde ortaya konamamıştır. Doğrudan hastalık nedeni değilse de hazırlayıcı üç önemli etken olarak sigara dumanı, hava kirliliği ve solunum yolları enfeksiyonları gösterilebilir. Bu etkenler yalnız kronik bronşite değil, yatkınlığı olan kişilerde başka koşullarla birleşerek solunum yolu hastalıklarına da yol açmaktadır. Doğumdan başlayarak var olan kişisel yatkınlığın pek önemli olmadığı, hastalığın gelişmesinde kötü sağlık koşullannın ve kötü alışkanlıkların belirleyici olduğu kabul edilmektedir.
Sigara dumanı ve hava kirliliği bronş ağacında mukus yapımım artıran en önemli etkenlerdir. Bunlara bir enfeksiyonun da eklenmesiyle bronş mu-kozasının hastalanması kolaylaşır.
Hava kirliliğine yol açan gaz ve tozların özellikle sanayi bölgelerinde oldukça belirleyici etkisi vardır. Amonyak, aseton, asetik asit, hidroklorik asit, hidroflüorik asit, metal buharları, hidrojen sülfür ve kükürt dioksit son derece zararlıdır.
Hava kirliliğinin önemini belirleme-ye yönelik istatistik incelemeler, kronik bronşit olgulannın ve bu hastalıktan ölüm oranının artışı ile mevsimlik sis yoğunluğunun özellikle de havadaki kükürt dioksit ve sisle karışık duman (smog) yoğunluğunun artışı arasında çok yakın bir ilişki olduğunu göstermiştir.
Belirtileri
Hastalığın en önemli belirti si kuru ya da balgamlı öksürüktür. Ama balgam yutağa gelince dışarı atılmak yerine yutula-bilir. Ateş genellikle hafiftir. Solunum zorlaşmıştır ve solunum sorunları ön plandadır. Nefes darlığı, fiziksel güç harcama durumunda hastanın hareketlerim kısıtlayacak ölçüde artabilir. Nefes darlığının nedenim anlamak için kronik bronşite bağlı olarak akciğerlerde ortaya çıkan değişiklikleri bilmek gerekir. Bronşların hava geçişini sağlayan iç boşluğu, bir yandan eksüda ve mukoza salgısının artarak birikmesi, öte yandan bronş duvarının damarlardan sızan sıvı nedeniyle şişerek kalınlaşması sonucun-da önemli ölçüde daralmıştır. Hastalık sırasında bronş duvarındaki esnek liflerin yerini sert bağdoku lifleri alır. Bu nedenle esnekliği azalan bronşlar solunum sırasında yeterince genişleyemez. Bütün bu değişiklikler solunum hareketlerine karşı direnen bir güç oluşturur. Akciğer-lere giren hava akımı aşın ölçüde sınırlanır ve ancak dinlenme sırasındaki gereksinimi karşılayabilir.
Vücudun oksijen gereksinimini artıran kas hareketleri sırasında bütün dengeler altüst olur. Nefes darlığı, yani son derece zorlukla sürdürülen yetersiz solunum gözlenir. Hasta dinlenmek zorunda kalır. Nefes darlığı nedeniyle karşılanamayan hızlı soluma gereksinimi, akciğerlerin daha çok kanı oksijenlendirebil-mek için daha hızlı çalışmak zorunda kalmasmın sonucudur. Fiziksel güç har-candığında dokularda oksijen gereksinimi ve karbon dioksit üretimi artar. Bron-şitli hastanın akciğerleri, kana yeterli oksijen sağlayabilecek durumda değildir. Sonuçta dolaşımdaki kanda oksijen miktarı azalır. Oksijen açığım kapatmak için solunum hareketleri daha sık ve derindir. Hasta sıkıntıyla hava gereksinimi duyar, yani nefes darlığından yakınır.
Tedavi
Alınması gereken ilk önlem sigaranın bırakılmasıdır. Kronik bronşitin geliş-mesinde sigaranın baş sorumlu olduğu genel olarak kabul edilen bir gerçektir. Uzun süre sigara içen bir hasta sigarayı bıraktığında ya da azalttığında özellikle sabah yataktan kalkınca yaşanan sıkıntılı öksürük nöbetleri ve çıkarılan balgamın kısa sürede ortadan kalktığı, solunumun kolaylaştığı ve genel sağlık durumunun hızla düzeldiği gözlenir. Böylece sigaranın kronik bronşit gelişimindeki etkisi, sigara bırakıldığında gözlenen sonuçlara bakılarak kolayca kanıtlanabilir.
Hava kirliliği önemli bir sorundur. Çoğu zaman bireysel çözümlerin ötesi-ne taşmakla birlikte, kirli havayı solumaktan özenle kaçınmak gerekir.
Solunum sisteminin hava kiriiliğine de bağlı olarak gelişen kronik hastalık-lanndan ölüm oranı son derece yüksektir. Bu durum sanayi merkezleri ve büyük şehirlerden elde edilen istatistik verilerde açık biçimde ortaya çıkar. Bu verilere göre kronik solunum sistemi hastalıklarından ölüm, kalp damar has-talıklanndan ölüm oranının ardından ikinci sırayı almaktadır. Bu nedenle kronik bronşit hastalarının havanın kirli olduğu yerlerden uzak durması yaşamsal bir önem taşır. Bu hastalar yılm belirli zamanlarım, özellikle kış aylannda sis görülmeyen, nem oranı düşük, yumuşak ve ılıman bir havası olan bölgelerde geçirmeye özen göstermelidirler.
Bronşitin yinelenme ve kronikleşme eğilimi gösterdiği hastaların, tozlu ya da zararlı gazlara açık bir ortamda çalışıyorlarsa, meslek değiştirmeleri gerekebilir.
Daha önce de belirtildiği gibi kronik bronşitin ilerlemesine ya da giderek kötüleşmesine neden olan enfeksiyonlar da önemlidir. Enfeksiyon etkeni olan bakteri ve virüslerin solunum yollanna girişi engellenemez; ama kış aylarında görülen salgın hastalıklarda bulaşmaya karşı genel önlemler alınabilir. Öte yandan mikropların gelişmesine uygun bir ortamın oluşması da engellenebilir.
Kış aylannda yaygın olarak görülen akut bronşit olgulannda yatakta dinlen-meye özen göstetirimeli, iyileşme dönemi evde geçirilmelidir. Böylece hem soğuktan ve ani sıcaklık değişimlerinden korunma sağlanır, hem de solunum yolları için son derece zararlı olan sis ve kirli dumanın solunması önlenir.
Aşrıya kaçmamak koşuluyla hastanın bulunduğu ortam iyi ısıtılmalı, nem oranı yeterli olmalıdır. Bu nedenle radyatör ya da sobaların üstünde su bulundurulmalıdır. Kronik bronşitli hastaların tedavisinde kullanılan ilaçlar hastanın ve hastalığın durumuna göre seçilir. Her şeyden önce balgamın akışkanlığım artırıcı ve yoğunluğunu azaltıcı ilaçlar kullanılır. Bronş mukozasındaki iltihap için iltihap giderici ilaçlara başvurulur. Ayrıca hem bronşit sonucu gelişen daralmayı önlemek, hem de salgılanan balgamın daha kolay atılabilmesini sağlamak için bronş genişletici ilaçlar kullanılmalıdır.
Doğrudan solunum yoluna uygulanan ilaçlar ve solunum alıştırmaları kronik bronşitte çok yararlı olmaktadır.
Solunum tedavisi uygun bir alet ile çeşitli ilaçların aerosol olarak püskürtülmesi biçiminde uygulanır. Bu yöntemle antibiyotik, balgam söktürücü, bronş genişletici ve iltihap giderici ilaçlar verilebilir.
ilacın doğrudan solunum yoluna verilmesi, sindirim sisteminden ve kandan geçerek zararlı etkiler yaratmasını engeller. Bu yöntemle ilaç, etkilenmesi istenen dokuya doğrudan ulaştırılabilir.
Solunum alıştırmalannın tedaviden çok, koruyucu etkileri vardır. Bu yolla hastaya nasıl daha iyi soluk alıp verebileceği öğretilir.
Antibiyotik tedavisi yıllarca son derece gelişigüzel uygulanmıştır. Özellikle kış aylannda koruyucu antibiyotik tedavileri bile yapılıyordu. Artık günümüzde bu yaklaşım geçerliliğim yitirmiştir. Antibiyotik tedavisi yalnızca ateş, öksürük ve aşın balgam çıkarma gibi enfeksiyon belirtilerinin alevlendiği durumlarda uygulanır. Bu uygulama için sorumlu bakterileri ve doğru antibiyotiği saptamak amacıyla balgam kültürü alınmalı, antibiyogram yapılmalıdır. Böylece hastalık etkenine karşı etkili olan antibiyotik belirlenebilir.

kaynak:www.doktornet.com

Read More......

bronşit

BRONŞİT


Bronşit, büyük bronşları, yani soluk borusundan dallanarak akciğerlere yayılan hava borularım örten mukoza dokusunun akut ya da kronik iltihabıdır. iltihap bronşiyol denen küçük bronşlarda oluşursa bronşiolit adıyla anılır.


AKUT BRONŞİT
Akut bronşit sıradan bir hastalık olarak kabul edilir ve soğuk algınlığının ardından gelişir. Çok yaygındır. Hastalık etkeni genellikle üst solunum yollarında önceden bulunan ve sık rastlanan virüslerdir. Başlangıçtaki virüs enfeksiyonu-na daha sonra eklenen bakteri enfeksiyonu bile fazla önemli değildir. Gelişen bu komplikasyon yaygın kullanılan birkaç antibiyotikle kolayca denetim altına alınabilir.


HASTALIĞIN NEDENLERİ
Akut bronşitin iki temel nedeni vardır:
Enfeksiyonlar ve fizikokimyasal etkenler. Soluk borusu ve bronşların iltihabı, üst solunum yollarında (burun, boğaz, gırtlak) grip enfeksiyonu sırasında çok sık gelişen bir komplikasyondur. Boğmaca ve kızamık sırasında da soluk borusu ve bronş enfeksiyonlarına sık rastlanır.
Özellikle gençlerde görülen akut bronşitlerde, başlıca etken bakterilerden çok virüslerdir. Ama bakteriler de akut bronşit etkeni olabilir. Bakteriler bronş-lara hava ya da kan yoluyla ulaşabileceği gibi, solunum yolu mukozasında saprofit olarak da, yani normal koşullarda bir hastalığa yol açmadan bulunabilir. Herhangi bir nedenle organizmanın direnci zayıflar ve savunma sistemi etkisiz kalırsa, enfeksiyona yol açabilen saprofit bakteriler de bronşit etkenine dönüşebilir.
Fizikokimyasal etkenler içinde genellikle gaz halinde havada asılı olarak bulunan ve bronş mukozasına zarar veren birçok madde yer alır. Fabrika ve ev bacaları ile taşıtların egzos borularından çıkan dumanlar ve solunum yollarında iltihaba yol açtığı kesinlikle bilinen sigara dumanı bunların basında gelir.

Hazırlayıcı Etkenler
Hastalığı hazırlayıcı etkenlerin basında çevre ve iklim koşulları yer alır. Ani sıcaklık değişikliklerinde, sürekli sıcak ve kuru ya da tam tersi tozlu ve nemli ortamlarda solunum yollannın koruyucu sıvı salgısı azalır. Ani bastıran soğuklar ve hava değişimleri gibi etkenler solunum yolları hastalıklarının daha çok sonbahar ve kış aylarında görülme-sinin başlıca nedenidir.

Akut bronşitin öbür etkenleri ise soğuk algınlığı, burun orta bölmesi eğriliği (deviasyon) ya da polip gibi oluşumlardır. Üst solunum yollannın, yani burun, boğaz, gırtlak ve soluk borusunun enfeksiyonlarına neden olan soğuk algınlığından başka öteki iki etken de burun solunumunu engeller. Dolayısıyla bunlar solunumun ağız yoluyla yapıl-masına, sonuç olarak yeterince ısıtılmamış ve nemlendirilmemiş bir havanın solunmasına neden olur.


HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Özellikle soğuk algınlığı sonrasında öksürükle birlikte hafif ateş (37,5°C-38,5°C) görülür. Soluk borusu ve bronşlarda gelişen iltihap göğsün orta bölümünde, göğüs kemiğinin arkasın-da, öksürüğün artırdığı bir ağrıyla birlikte ortaya çıkar. Bazen daha hafif olan ağrılar bütün göğse yayılabilir; solunum kaslarının zorlanmasıyla solunum sıklaşır ve öksürük inatçı bir hal alır.
Bronş iltihabının en önemli belirtisi olan öksürük bronşlardaki savunma mekanizmasının bir göstergesidir. Olağan koşullarda da, bronş duvarlarım uyaran herhangi bir etkene karşı şiddetli bir öksürük yanıtı görülebilir ve uyarıcı etken dışarı atılmaya çalışılır. Ama bronşitte bronş mukozası iltihaplanarak örselenmiştir. Bu durumda bronş duvarındaki mukus salgısı büyük ölçüde artar, damarlarda toplanan aşırı miktardaki kanın sıvı bölümü bronş boşluğuna sızar, eksüda denen bu sızıntının artması bronşları yabancı madde etkisi yaparak uyarır.
Hastalığın en önemli ikinci belirtisi olan balgam çıkarma, damar dışına sıvı sızması ve mukus salgısının artmasının sonucudur. Başlangıçta az çıkarılan ve koyu kıvamlı olan balgam, hastalık ilerledikçe daha akışkan ve boldur. Bazen günde yarım litre, daha seyrek olarak da bir litre kadar balgam çıkarılabilir.


HASTALIĞIN SEYRİ
Akut bronşit genellikle tehlikeli bir gelişme göstermez. Hasta iki hafta içinde iyileşebilir. Kalp hastalığı olanlarda, çok küçük çocuklarda ve yaşlılarda hastalık daha uzun sürebilir.
Virüslerin etken olduğu bir enfeksiyonun bronşlarda doku yıkımına yol açması, buralarda bakterilerin de üremesini kolaylaştırır. Bu durumda hastalığın gidişi daha kötüdür. Bakteri enfeksiyonlarının eklendiği bronşitlerin en kötü sonucu grip sonrası gelişen zarürreedir.


HASTALIĞIN TEDAVİSİ
Akut bronşitin etkeni genellikle virüstür ve bu durumda antibiyotik tedavisi-nin yaran yoktur. Ama virüs enfeksi-yonuna bakteri enfeksiyonu eklenirse antibiyotik kullanmak gerekir. Bu nedenle virüslerin etken olduğu düşünülse bile. akut bronşitli hastalara olası bakteri enfeksiyonuna karşı antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Ayrıca bronş salgılannın akışkanlığım artıran balgam yumuşatıcı (mukolitik) ilaçlar verilerek balgamın atılması sağlanmalıdır. Ateş yükseldiğinde yaygın biçimde kullanılan diğer düşürücülere başvurulur.
Daha önce bahsedildiği gibi öksürük aşırı miktarda artan bronş salgısının temizlenmesi için gerekli bir savunma mekanizması oluşturur.Öksürük ilaçları ancak çok gerektiğinde kullanılmalıdır.
www.doktornet.com

Read More......

bronşit

BRONŞİT


Bronşit, büyük bronşları, yani soluk borusundan dallanarak akciğerlere yayılan hava borularım örten mukoza dokusunun akut ya da kronik iltihabıdır. iltihap bronşiyol denen küçük bronşlarda oluşursa bronşiolit adıyla anılır.


AKUT BRONŞİT
Akut bronşit sıradan bir hastalık olarak kabul edilir ve soğuk algınlığının ardından gelişir. Çok yaygındır. Hastalık etkeni genellikle üst solunum yollarında önceden bulunan ve sık rastlanan virüslerdir. Başlangıçtaki virüs enfeksiyonu-na daha sonra eklenen bakteri enfeksiyonu bile fazla önemli değildir. Gelişen bu komplikasyon yaygın kullanılan birkaç antibiyotikle kolayca denetim altına alınabilir.


HASTALIĞIN NEDENLERİ
Akut bronşitin iki temel nedeni vardır:
Enfeksiyonlar ve fizikokimyasal etkenler. Soluk borusu ve bronşların iltihabı, üst solunum yollarında (burun, boğaz, gırtlak) grip enfeksiyonu sırasında çok sık gelişen bir komplikasyondur. Boğmaca ve kızamık sırasında da soluk borusu ve bronş enfeksiyonlarına sık rastlanır.
Özellikle gençlerde görülen akut bronşitlerde, başlıca etken bakterilerden çok virüslerdir. Ama bakteriler de akut bronşit etkeni olabilir. Bakteriler bronş-lara hava ya da kan yoluyla ulaşabileceği gibi, solunum yolu mukozasında saprofit olarak da, yani normal koşullarda bir hastalığa yol açmadan bulunabilir. Herhangi bir nedenle organizmanın direnci zayıflar ve savunma sistemi etkisiz kalırsa, enfeksiyona yol açabilen saprofit bakteriler de bronşit etkenine dönüşebilir.
Fizikokimyasal etkenler içinde genellikle gaz halinde havada asılı olarak bulunan ve bronş mukozasına zarar veren birçok madde yer alır. Fabrika ve ev bacaları ile taşıtların egzos borularından çıkan dumanlar ve solunum yollarında iltihaba yol açtığı kesinlikle bilinen sigara dumanı bunların basında gelir.

Hazırlayıcı Etkenler
Hastalığı hazırlayıcı etkenlerin basında çevre ve iklim koşulları yer alır. Ani sıcaklık değişikliklerinde, sürekli sıcak ve kuru ya da tam tersi tozlu ve nemli ortamlarda solunum yollannın koruyucu sıvı salgısı azalır. Ani bastıran soğuklar ve hava değişimleri gibi etkenler solunum yolları hastalıklarının daha çok sonbahar ve kış aylarında görülme-sinin başlıca nedenidir.

Akut bronşitin öbür etkenleri ise soğuk algınlığı, burun orta bölmesi eğriliği (deviasyon) ya da polip gibi oluşumlardır. Üst solunum yollannın, yani burun, boğaz, gırtlak ve soluk borusunun enfeksiyonlarına neden olan soğuk algınlığından başka öteki iki etken de burun solunumunu engeller. Dolayısıyla bunlar solunumun ağız yoluyla yapıl-masına, sonuç olarak yeterince ısıtılmamış ve nemlendirilmemiş bir havanın solunmasına neden olur.


HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Özellikle soğuk algınlığı sonrasında öksürükle birlikte hafif ateş (37,5°C-38,5°C) görülür. Soluk borusu ve bronşlarda gelişen iltihap göğsün orta bölümünde, göğüs kemiğinin arkasın-da, öksürüğün artırdığı bir ağrıyla birlikte ortaya çıkar. Bazen daha hafif olan ağrılar bütün göğse yayılabilir; solunum kaslarının zorlanmasıyla solunum sıklaşır ve öksürük inatçı bir hal alır.
Bronş iltihabının en önemli belirtisi olan öksürük bronşlardaki savunma mekanizmasının bir göstergesidir. Olağan koşullarda da, bronş duvarlarım uyaran herhangi bir etkene karşı şiddetli bir öksürük yanıtı görülebilir ve uyarıcı etken dışarı atılmaya çalışılır. Ama bronşitte bronş mukozası iltihaplanarak örselenmiştir. Bu durumda bronş duvarındaki mukus salgısı büyük ölçüde artar, damarlarda toplanan aşırı miktardaki kanın sıvı bölümü bronş boşluğuna sızar, eksüda denen bu sızıntının artması bronşları yabancı madde etkisi yaparak uyarır.
Hastalığın en önemli ikinci belirtisi olan balgam çıkarma, damar dışına sıvı sızması ve mukus salgısının artmasının sonucudur. Başlangıçta az çıkarılan ve koyu kıvamlı olan balgam, hastalık ilerledikçe daha akışkan ve boldur. Bazen günde yarım litre, daha seyrek olarak da bir litre kadar balgam çıkarılabilir.


HASTALIĞIN SEYRİ
Akut bronşit genellikle tehlikeli bir gelişme göstermez. Hasta iki hafta içinde iyileşebilir. Kalp hastalığı olanlarda, çok küçük çocuklarda ve yaşlılarda hastalık daha uzun sürebilir.
Virüslerin etken olduğu bir enfeksiyonun bronşlarda doku yıkımına yol açması, buralarda bakterilerin de üremesini kolaylaştırır. Bu durumda hastalığın gidişi daha kötüdür. Bakteri enfeksiyonlarının eklendiği bronşitlerin en kötü sonucu grip sonrası gelişen zarürreedir.


HASTALIĞIN TEDAVİSİ
Akut bronşitin etkeni genellikle virüstür ve bu durumda antibiyotik tedavisi-nin yaran yoktur. Ama virüs enfeksi-yonuna bakteri enfeksiyonu eklenirse antibiyotik kullanmak gerekir. Bu nedenle virüslerin etken olduğu düşünülse bile. akut bronşitli hastalara olası bakteri enfeksiyonuna karşı antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Ayrıca bronş salgılannın akışkanlığım artıran balgam yumuşatıcı (mukolitik) ilaçlar verilerek balgamın atılması sağlanmalıdır. Ateş yükseldiğinde yaygın biçimde kullanılan diğer düşürücülere başvurulur.
Daha önce bahsedildiği gibi öksürük aşırı miktarda artan bronş salgısının temizlenmesi için gerekli bir savunma mekanizması oluşturur.Öksürük ilaçları ancak çok gerektiğinde kullanılmalıdır.

Read More......

düztabanlılık

Çocuklarda Düztabanlık




Düztabanlık mutlaka tedavi edilmelidir.
Düztabanlık doğal ayak kemerinin yok olması sonucu görülen bir durumdur. İnsan ayağında hem enine hem de boyuna olama üzere 2 tane kemer bulunmaktadır. Bu kemerler sayesinde ayağınızı yere bastığınız ayağınızın orta kısmı yere direkt olarak basmaz. Düzgün bir yürüyüş ve ayağın vücudu rahat bir şekilde rahat taşıyabilmesi için bu kemer önemlidir.

Düztabanlık çocuklarda özellikle sık görülen bir hastalıktır. Ancak bu dönemde iken düzeltilmesi hem rahat hem de daha kolay olacaktır. Düztabanlık problemi yaşayan çocuğunuzda yürüyüş bozukluğu ve ağrı şikayetleri olabilir. Bu durumda çocuğunuzu hemen doktora götürmelisiniz. Bunun dışında çocuğunuzun ayağının altında bir küçük şişe, kalem yuvarlanabilir, ayak tabanı sık sık gıdıklanır, ya da çocuğun ayak parmaklarıyla bir şeyi kavraması için çalışmalar yaptırılır.
http://www.obebek.com/bebe/cocuklarda_duztabanlik-1951.html

Read More......

çocuklarda genizeti ve bademcik

Çocuklarda Genizeti ve Bademcik




Geniz eti ve bademcik hastalıklara karşı vücudu korur.
Çocuklarda geniz eti ve bademcik çocuğu solunum yolu enfeksiyonlarına karşı korur.

Geniz etinin büyük olduğunu anlamak için bazı ipuçları vardır. Bunlar;

• Çocuk genellikle ağızdan nefes alı ve burnu tıkalıdır.
• Sesi daha derinden gelir.
• Uykuda rahat nefes alamaz
• Sabah yorgun kalkar ve bu yaşantısını da etkiler.
• Gece yüksek sesle horlar.
• Bazı zamanlarda ağız kokusu görülebilir.
• Tekrarlayan boğaz ve kulak enfeksiyonları görülebilir.


Eğer çocuğunuzda bulunan geniz eti büyüklüğü normal nefes almaya engel olacak boyuttaysa ve konuşmaya da engel oluyorsa ameliyat şart olabilir.

Bademciklerde ise büyüklüğü uykuda nefes alamama nöbetlerine ve yutma zorluğuna neden oluyorsa alınmalıdır. Eğer sık sık anjin geçiriyorsa ( yılda 7 defa gibi) veya ciddi bir anjin yaşadıktan sonra abse oluştuysa alınması gerekmektedir.

http://www.obebek.com/bebe/cocuklarda_genizeti_ve_bademcik-2216.html

Read More......

kabakulak

KABAKULAK

Kabakulak, kabakulak virüsünün (mumps) neden olduğu bir hastalıktır.

Kabakulak virüsü nasıl yayılır?

Kabakulak virüsü kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır. Kızamık veya suçiçeğinden daha az bulaşıcıdır.

Kabakulak virüsü bulaştıktan ne kadar süre sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkar?

Kabakulağın kuluçka dönemi ortalama 14-18 gün arasındadır. Ancak 14-25 gün arasında değişir.

Kabakulağın belirtileri nelerdir?

Kabakulak virüsünü alan kişilerde ilk belirtiler genellikle başağrısı, iştahsızlık ve düşük düzeyde ateş gibi spesifik olmayan belirtilerdir.

Kabakulağın en çok bilinen belirtisi kulakların hemen altındaki tükrük bezlerinin (parotid bezlerin) şişmesidir. Bu şişlik kabakulak virüsünü alan çocukların %30-40’ında görülür.

Kabakulak virüsünü alan kişilerin %20’ye yakını hiçbir hastalık belirtisi göstermezler ve diğer bir %40-50’lik kısmı sadece spesifik olmayan veya solunum yolu belirtileri ile hastalığı geçirirler.

Kabakulak ne kadar ciddi bir hastalıktır?

Kabakulak çocuklarda genellikle hafif seyreden bir hastalıktır. Erişkinlerde hastalık daha ciddi seyredebilir ve daha fazla komplikasyon gelişebilir.

Kabakulağa bağlı olarak gelişmesi muhtemel komplikasyonlar nelerdir?

Kabakulağa bağlı olarak merkezi sinir sisteminin tutulumu (menenjit) sık görülen bir komplikasyondur ancak çoğunlukla ciddi değildir. Kabakulak geçiren kişilerin yaklaşık %15’inde görülen menenjit başağrısı ve ense sertliği ile seyreder ve çoğunlukla kalıcı bir hasar bırakmadan düzelir.

Erişkin erkeklerin %50’ye yakını kabakulağa bağlı bir komplikasyon olarak testis tutulumu (orşit) yaşar. Testis tutulumuna bağlı ağrı, şişlik, bulantı, kusma, ateş ve haftalarca devam eden bir hassasiyet görülür. Testis tutulumuna bağlı kısırlık nadir görülen bir durumdur.

Hamileliğinin ilk üç ayında kabakulak geçiren kadınlarda düşük görülme ihtimali artmaktadır. Ancak kabakulağa bağlı doğumsal sakatlıklar geliştiğine dair bir kanıt yoktur.

Bir veya iki kulakta sağırlık yaklaşık her 20.000 kabakulak vakasından birinde oluşabilmektedir.

Kabakulağın tedavisi var mıdır?

Kabakulağın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahatı, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

Kabakulak geçiren bir kişi ne kadar süreyle hastalığı bulaştırabilir?

Kabakulağın bulaştırıcı olduğu dönem yaklaşık 7 gündür. Bulaşıcılığın hastalığın belirtileri başlamadan üç gün öncesinden başlayıp, belirtiler başladıktan sonraki dört gün boyunca devam ettiği kabul edilmektedir.

Çocuğumun kabakulak virüsü ile karşılaştığını düşünüyorum. Ne yapabilirim?

Eğer çocuğunuz KKK aşısı olmamış ve kabakulağa karşı bağışıklık kazanmamış ise karşılaşma sonrasında eğer çocuğunuz hali hazırda enfekte olduysa çocuğunuzun aşılanması hastalığı geçirmesini önlemeyecektir. Bununla birlikte eğer çocuğunuz virüsle karşılaştıktan sonra enfekte olmadıysa aşı onu ileride karşılaşabileceği kabakulak enfeksiyonuna karşı koruyacaktır.

Kabakulak bir kereden fazla kez geçirilebilir mi?

Hayır.

kaynak:www.asidanisma.com




alıntıdır http://www.webanne.com/kabakulak.html

Read More......

boyunda şişlik

Boyunda ele gelen şişliklerin pek çok nedeni olabilir. Genelde hastaların aklına kanser türü hastalıklar geldiği için panikleyerek doktora koştururlar.

Boyunda en sık olarak enfeksiyona bağlı lenf bezi şişlikleri görülür. örneğin Streptotok enfeksiyonuna bağlı farenjitlerde genellikle boynun yan kısımlarında veya çene altında lenf bezi şişlikleri olur. Bu tip küçük lenf bezi şişlikleri bazen büyüyüp küçülebilir, genellikle ağrı yapabilirler. Birlikte ateş, boğaz ağrısı, deride döküntüler, halsizlik gibi şikayetler olabilir. Bazen boğazda hiçbir şikayet olmayabilir. Doktor enfeksiyona bağlı bir şişlikten şüphelenirse size bir antibiyotik tedavisi verecektir. Antibiyotikle bir hafta on gün içinde yeteri kadar küçülmeyen lenf bezlerinin alınıp patolojik olarak incelenmesi düşünülebilir. Enfeksiyona bağlı lenf bezi şişlikleri, enfeksiyon iyi olsa bile tam olarak kaybolmayabilir. Bu küçük kalıntı lenf bezleri özellikle çocuklarda sık görülür ve önemli değildir.

  1. Boyundaki şişlikler (lenf bezlerinin büyümesi) Lenfoma (Hodgkin veya Non-Hodgkin) grubu hastalıklara bağlı olabilir. Bu tip şişlikler ağrısızdır ve antibiyotik tedavisi ile küçülmezler. Hastalarda birlikte birsüredir devam eden gece terlemeleri, ateş yüksekliği aşırı halsizlik gibi şikayetler vardır. çoğu hasta bu şikayetlerle grip olduğunu ve şikayetlerinin ona bağlı olduğunu düşünebilir. Bazı hastalar öksürükten şikayet ederler. Birlikte iştah, kilo kaybı ve kaşıntı da görülebilir. Kesin teşhis lenf bezinin mikroskop altında incelenerek lenfomaya ait özel hücrelerin (Reed-Sternberg hücreleri) görülmesi ile konur.
  2. Boyundaki şişlik orta hatta veya orta hatta yakın ise, adem elmasının hemen altındaysa guatr dediğimiz tiroid bezine bağlı şişlikler olabilir. Düğümlü (nodüler) guatr da şişlikler aynı lenf bezi gibi ele gelirler. Guatr şişliklerinin normal lenf bezi şişliklerinden farkı yutkunmayla yukarı doğru hareket etmeleridir. Guatr bezinin düğümleri çoğunlukla zararsızdır. Hekiminiz fizik muayenenizi yaptıktan sonra bu düğümlerin az veya çok çalışan tür olduğunu anlamak için ultarasonografi ve bazı kan tetkikleri yaptıracaktır.
  3. öpücük Hastalığı-Mononücleosis. Virüslerin (Ebstain Barr virüsü veya Cytomegalovirüs) yaptığı bu hastalık boyunda şişliklere neden olabilir. Her yaş insanda görülürse de daha çok gençlerde (15-17 yaş) görülür. Ateş yüksekliği, boğaz ağrısı ve halsizlik vardır. Boğazda bademciklerin üzerinde sarımsı beyaz lekeler görülür. Boyundaki lenf bezleri ağrılıdır. Kas ağrıları, deride döküntüler ve dalakda büyümeye neden olabilir. Hiç tedavi edilmese bile kendiliğinden geçebilen masum bir hastalıktır.
  4. Boyun derisi altındaki zararsız yağ kistleri boyunda şişlik nedeni olabilir.
  5. Yukarda saydıklarımızın dışında tiroid kanseri, tüberküloz, AIDS, ağız ve dil kanserleri, lösemi, suçiçeği ve allerjik nedenlere bağlı olarak da boyunda şişlikler görülebilir.

Ne yapayım? Boyunda yan yana birkaç şişlik varsa ve şişlikler fasülyeden büyükse, bir hafta içinde kendiliğinden geçmiyor veya küçülmüyorsa veya birlikte halsizlik, ateş gibi şikayetleriniz varsa doktora görünmenizde fayda var.

Dikkat edin! Boyundaki şişliklerin en büyük nedeninin basit enfeksiyonlar olduğunu ve kolaylıklı tedavi edilebildiğini unutmayın. Paniklemeden, hemen biopsi yoluna gitmeden basit tetkiklerle ayırıcı tanıya gitmek önemlidir.

Alıntıdır. http://www.doktormurat.net/?icr=444

Read More......

boyunda şişlik

Arkadaşlar,canım oğlum Rauf'um hasta,boynundaki şişliklere çözüm bulamadık,antibiyotik tedavisi sonuç vermedi.Yarın Anamur Devlet Hastanesine götüreceğim,umarım korkulacak bir şey değildir.Ben de bu konu ile ilgili netten araştırdım,sonucu da gelince yazarım,kalın sağlıcakla,yaradan oğluma ve tüm hasta evlatlara acil şifalar versin...

Kalın sağlıcakla

Read More......